Wicca, Paganizm, Cadılık Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Wicca nedir?

Wicca öğretisi ve kökleri panteist pagan inanışlarına dayanan, doğa tabanlı bir inanç sistemidir. 20. yy’ın başlarında, eklektik yapıda yeniden bir araya getirilen bir pratikler bütünü olarak Gerald Brosseau Gardner tarafından oluşturulmuştur. Çoğu kişi Gardner’ın yazdığı “Witcraft Today” ‘in 1954′te yayınlanışını esas tarih olarak ele alsa da, dönemi daha yakından incelemek gerekir. Gardner, İngiltere’de cadılara karşı konulan kanun hükümlerini belirleyen ve ilk örneği 15. yy’a dayanan “witchcraft act” ‘in resmi olarak 1951′de kaldırılmasından önce ( ki XIX.yy. sonlarından itibaren artan spiritüel akımların ve ezoterik oluşumların bunda katkısı büyüktür.) çok tartışmalı New Forest Coven’ine 1939 yılında kabul edilmiş ve 1948′te ayrılarak kendi covenini kurmuştur.

Wicca hakkında pek çok şey yazılıp çizilmektedir, inisiyatik sistem dışında yalnız (solitary) pratiğe de yer verdiği için kişisel deneyime dayalı yorumlara da bir yere kadar açıktır ancak bu çoğul seslilik ve eklektik yaklaşım bir yere kadardır, Wicca bir inanç sistemi olarak bazı temel prensiplere sahiptir:

* Tanrı ve Tanrıçalara inanç, bu bazen tek bir tanrı ve tanrıça kavramından hareketle yaratılışın eril ve dişil bütünselliğini kutsamak ve kabul etmek anlamında olabileceği gibi, belirli bir panteon’dan yola çıkarak politeist bir şekilde de açıklanabilir. Panteist veya panenteist bir yapılaşmadan da anlaşılabileceği gibi atheist bir uygulayıcı Wicca sisteminin dışındadır fakat bir “cadı” olarak adlandırılabilir.
* “Wiccan Rede” ‘i kabul etmek. (bkz. “Wiccan Rede” nedir?)
* “Three fold law” (Üçler kuralı) veya “Law of return” ‘e inanmak. (bkz. “Three Fold Law” nedir?)
* Doğa tabanlı anlayışı ve doğa yasalarıyla bağlantı kurma kavramını kabul etmek .
* Maji kavramının varlığını kabul etmek ki pratik etmek buna dahil değildir. Kavramın varlığını kabul etmekle birlikte uygulama yapmayan Wiccan’lar mevcuttur. Özünde, Wicca öğretisinin büyük kısmını majikal uygulamalar dışındaki derin anlayış ve adanma gerektiren içrek çalışmalar oluşturur. Buna, Rede’in üzerine yoğun çalışma, derinlik psikolojisinin ve ritüel çalışmalarının getirdiği farkındalıkla öğretinin farklı perspektif ve aspektlerini kavrama gibi örnekler verilebilir. Kişisel farkındalık ve self disiplinin yeri büyüktür ve özsel gelişimi ön planda tutar. Bu bakımdan, Wicca dogmatikten uzak ve doğrudan deneyime dayalı bir inanç sistemidir, bir takım önergesel talimatlar kullanmaktansa yaratıcı enerjiyi birebir deneyimlemeye dayalı yaklaşımı felsefesinin özünü oluşturur.

* Ritüel formu, panteon, kullanılan gereçler gelenekten geleneğe ve uygulayıcıdan uygulayıcıya değişir, dolayısıyla başvurulan kaynaklar ( kitap, internet vs.) dikkatle araştırılmalı ve sorumluluğun uygulayıcıya ait olduğu unutulmamalıdır. Eklektik ve yalnız çalışan bazı wiccan’ların “rede” ‘i veya “three fold law” u kabul etmediği de görülmüştür ve tartışılan bir konudur, farklılık inisiyatik geleneğin asıl uygulayıcılarıyla kişisel çalışma yapanların sübjektif yorumları arasındadır. Günümüzde batıda artan ilgi sayesinde bir çok kitap yayınlanmakta ve bazen bu abartılı yaklaşım gerçek öğretiye gölge düşürmektedir, ancak her konuda olduğu gibi, burada da eğreti olarak yazılıp çizilenle asıl ve gerçek olanı görebilmek hem bireysel dikkat hem de görünenin ardını kavrama ve derinlemesine araştırma yetisi ister. Ne kadar yazılıp çizilirse çizilsin, - günümüzde “bilgi”nin kolay ulaşılabilir hale gelmesi bizi “bilgi”nin kendisinin ne olduğu sorusuna geri döndürür.- gizem öğretilerinin en önemli kısmı daima daha geride kalan ve dile getirilmemiş ifadelerden oluşmaktadır.

* 3 aşamalı bir inisiyasyon sürecine sahiptir.

Wicca bir gizem geleneği olarak kişisel transformasyonu ve ezoterik terbiyenin gerektirdiği içrek ve içsel çalışmaları içerir. Gardner ilk oluşturduğu sisteme doğu ezoterizmi, batı geleneği ve folklorik uygulamalarını, şamanik kavram ve pratikleri, kabalistik ve ceremonial majiye ait bazı çalışmaları dahil etmekten çekinmemiştir. Daha sonra, beraber çalıştığı ilk başrahibesi Doreen Valiente bu ceremonial ve kabalistik öğeleri yeniden düzenleyerek ve bazı yönlerini öğreti dışına atarak daha pagan kökenli bir sistem geliştirmiştir ve günümüzde de bu yaklaşım varlığını sürdürmektedir. Özünde karma bir felsefeye sahip görünse de, geçmişin pagan inanç ve pratiklerinin revizyonel bir şekilde biraraya getirilmesine dair yoğun çabası ve bunu diğer kaynaklarla -örneğin ceremonial bazı çalışmalar- desteklemesi gözardı edilmemelidir.

Etimoloji:

Eski ingilizcede yönlendirmek, şekil ve biçim vermek, gücünü bir tarafa yöneltmek anlamına gelen; hint-avrupa kelime kökü “wic-” veya “weik- ” ‘ten türeyen kelime. Wicca “bilge erkek” kelimenin masculine formudur, “bilge kadın” manasına gelen ve feminine form olan kelime “wicce” dir. Bu yüzden Wicca’nın Dianic kolunu oluşturan geleneğin uygulayıcıları kendilerini “Dianic Wicce” olarak adlandırırlar. İlginç olan Wicca’nın kurulmasına ön ayak olan Gerald B. Gardner’ın bu kelimeyi hiçbir zaman kullanmamış olmasıdır, etimolojik olarak kullanmak adına sadece “wica” ( İlk kez 1959′da, “The Meaning of Witchcraft”) derdi ki bu kullanım saxon dilindeki “wych” sözcüğüyle yakınen alakalıdır, “bilmek” anlamına gelen germen dillerindeki “wit-” köküyle birlikte “wych” kökü, cadı anlamına gelen “witch” kelimesinin iki etimolojik açıklamasını oluşturur. Zaten “wicca” orijinalde “witchae” ya da “witcha” olarak telaffuz edilir ki bu da fonetik bakımdan “witch” sözcüğüne oldukça yakındır.

Bir örnek vermek gerekirse, erken latin dönemine ait Halitgar penitensiyali’nin 11.yy’da yapılmış eski ingilizce çevirisinde orijinal metinde olmayan ancak 11. yy. çevirmeninin eklediği “swa wiccan tæcaş” kısmına rastlarız, bu kasıtlı bir ekleme olsa gerek; zira bu ek tartışmasız olarak 11. yy’da hala pagan geleneği sürdüren ” ‘wiccan’ öğreticilerin” bulunduğunu ve hristiyan ruhban sınıfı tarafından bilindiğini kanıtlar. Böyle olmasaydı, orijinal metne ekleme yaparak yasağı tekrar ilan etmelerine gerek kalmazdı. “Wicca” bir yere kadar pagan dinin öğreticilerine verilen addı, “witch” kelimenin daha sonra bu anlamı genişleterek ve hristiyanlığın eklediği formlara uygun olarak yeni çevirilerde ve dilde yerleşmiş halidir.

Böylelikle, Gardner’dan çok önce “wiccan” olarak adlandırılan pagan din uygulayıcılarını görmek bu sayede olası denebilir. Leland da bu sözcüğü Gardner öncesi eserlerinde kullanmıştır.

Cadılık nedir? (Witchcraft)

Yakın zamana kadar “wicca” ve “witchcraft” yani “cadılık” birbiriyle oldukça içiçe geçmiş görülen kavramlardı oysa günümüzde pek çok temel kavramında olduğu gibi burada da büyük farklılıklar söz konusudur ve birbiriyle karıştırılması hatalıdır.

Cadılık bir inanç sistemi değil bir pratikler bütünüdür ve tüm kültürlerde,coğrafyalarda ve topluluklarda kendisine uygulama alanı bulmuştur.Bu bakımdan teolojik olarak da bir din değil, bir yaşam biçimidir. Bir cadı Hristiyan, Müslüman -ki bu dinler bu tarz uygulamaları kesinen yasaklamıştır- veya ateist olabilir. Wicca’daki etik kuralları, “wiccan rede” ‘i ve “three fold law” u kabul etmezler. ( Wicca öğretisine dahil bir kişi, kişisel pratikleri doğrultusunda kendini bir cadı olarak da tanımlayabilir ancak tersi doğru değildir.)
Cadılıkta enerjiyi irade doğrultusunda yönlendirip odaklayabilme yani maji uygulamanın özünü oluşturur. Dolayısıyla teorik olarak bir inanca dahil olmayabilir. “Cadı” kelimesi sırf kadınları temsil ediyor görülse de aslında her iki cins için de kullanılan bir sözcüktür. (Erkek cadılara yanlış olarak atfedilen isim konusunda bkz: “warlock” nedir?)

Cadılığın “hereditary” (nesilden nesile geçerek devam eden) adı verilen kısmı, kuşaklar boyunca devam eden bir aile geleneğinden uygulamaları öğrenerek devralmış kişilere verilen isimdir.(Anadolu’da buna el verme geleneği olarak bakabiliriz.) Özellikle ‘60′larda ve “Witchcraft Act” İngiltere’de yürürlükten kaldırıldıktan sonra bu tarz bir söylemi kullanan pek çok uygulayıcıya rastlanmıştır ancak gerçekliği son derece muğlaktır. “Cadılık” günümüzde ırsi olarak geçen bir sıfat değil, kişinin yetisine bağlı olarak geliştirdiği bir kavram olarak kabul görmektedir.

“Burning times”; Avrupa’da ortaçağ boyunca engizisyon mahkemelerince kovuşturmaya uğrayıp yakılan, asılan veya herhangi bir şekilde öldürülen tüm kurbanları anmak için günümüz modern cadıları ve wiccan’larınca bu döneme verilen isimdir. Toplam sayı oldukça tartışmalı da olsa, resmi araştırmalar ikiyüzellibin civarında kişinin öldürüldüğünü bildirmektedir. Öldürülenlerin ne kadarının suçlandıkları üzere “cadı” olup olmadığı konusu muğlaktır, genelde ağır işkence altında alınan itirafnameler de bu yüzden sağlam bir referans oluşturmamaktadır. Ortaçağ avrupasında çoğunluğunu kadınlar oluştursa da erkekler, çocuklar hatta ev ve çiftlik hayvanları da kovuşturmaya uğramış ve öldürülmüştür. Suçlamalar veba başta olmak üzere çeşitli salgın hastalıklar sebebiyle ve kilisenin dönem dönem “heretik” olarak da adlandırdığı sapkınlara karşı yürüttüğü mücadele yanında, çoğu kez komşusuyla arasında husumet bulunan bir köylünün diğerini ihbar etmesi kadar basit bir nedene de dayanabiliyordu, bazı köylerde bu yüzden yaşayan hiç kimse kalmamıştı. Ebeler ve yaşadıkları kırsalda bitkilerle bazı ilaçları yapabilen kadınlar da “cadı” olarak suçlandı, oysa kilise ortaçağın başlarında cadıların doğa olaylarını yönetebileceğini ve hastaları iyileştirebileceğini kabul ediyordu. Tüm bu dönemi politik, ekonomik ve sosyo-kültürel açılardan değerlendirmeden yargılara varmak zordur, gerçekten de pek çok dinamik ve etkileşim sonucu oluşmuş pek çok öğe mevcuttur. Günümüzde hala Hindistan’ın ve Afrika’nın bazı bölgelerinde cadılıkla suçlanarak öldürülen kişilere rastlıyoruz, aslında sırf belirli bir döneme atfedilen tarihsel gerçeklik kadar süregelen toplumsal değişimler ve kısıtlamalarla da devam eden bir olgudur denebilir.

Anadolu’da “cadı” lık hiçbir zaman Avrupa’dakine benzer bir gelişim süreci izlememiştir. “Cadu” ya da “cazu/cazı” olarak da geçen yöresel söylencelerde bu kavram genelde “gulyabani” gibi yaşayanların peşinden giderek onlara zarar veren bir hortlak betimlemesine sahiptir. Anadolu toplumunda aynı anlama gelebilecek kelime belki şifacıları temsilen “ebe”ler olabilir, ki genelde toplumda saygı gören ve yardımına başvurulan kimselerdi.

“Warlock” nedir?

Günümüzde yanlış olarak erkek bir cadıyı tanımlamak için kullanılır. Ortaçağda, engizisyon tarafından erkek bir büyücü veya cadıyı tarif etmek için kullanılmış olsa da ( Bu bakımdan”witch” kelimesi nasıl negatif bir anlam kaymasına uğradıysa aynı şey “warlock” kelimesi için de geçerli olmuştur denebilir.) modern Wicca’da “oath breaker” (inisiyatik yeminini bozan) veya öğretiyi kötüye kullanan kişilere verilen ve hem erkek hem de kadınları kapsayan isimdir.

“Warlock” , kelimesinin kökeni konusunda iki görüş vardır:

İlki, kelimenin anglo-saxon kökenli olduğunu ve orta ingilizcede “warloghe” (aldatan, hain, ihanet eden) ve eski ingilizcede “waerloga” (ihanet eden- waer:antlaşma, loga-,:yalancı) dan geldiğini söyler.

İkinci görüşse; sözcüğün iskandinav kökenli olduğunu ve anglo-saxon dağarcığa Britanya adalarına gelen iskandinav istilacılar ve göçmenler döneminde girdiğini söyler. Buna göre, kelimenin anlamı “var’lokkur” dan (var:spirit, lokkur:song ya da ruhlarla konuşan, büyücü)gelir.14. yy.’a tarihlenen “Kızıl Erik’in saga” ’sında bu şekilde betimlenmiştir.

Tartışmalı bir kavram olsa da, çağrıştırdığı negatif anlam dolayısıyla genede birinci görüş kabul edilerek bu şekilde kullanılmaktadır.

Paganizm nedir?

Latince “paganus” kelimesinden gelen ve resmi Roma devlet dininin dışındaki diğer politeist inançları tanımlamak için kullanılan aşağılatıcı bir terim. “Kaba, köylü” gibi anlamlara gelir. Günümüzde tektanrılı dinler öncesinin çok tanrılı inancını benimseyen kişiler bu terimi kendilerini tanımlamak için kullanır ve bir zamanlar “küçültücü görülen” bu inancı gururla sahiplenirler. Hristiyanlık döneminde, katolik kilisesinin dogmalarını ve otoritesini kabul etmeyen tüm toplulukları anlatmak için kullanılmıştır -ki buna, dönemin anlayışına göre müslümanlar ve museviler de dahildir.- Günümüzde “pagan” sözcüğü doğa kökenli çok tanrılı dinleri betimlemek için kullanılır ve pek çok kola ayrılmıştır.(Asatru, Huna, şamanik kökenli uygulamalar, Santeria ve tektanrılı dinlerin dışında kalan diğer pratikler vb.) Örneğin Wicca, inanç sistemi olarak pagan bir dindir ancak her pagan wicca değildir. Aynı şekilde “cadılık”, eğer uygulayıcı panteist veya politeist bir inancı benimsememişse pagan bir pratik sayılmaz.

“Cowan” nedir? (Çoğulu: Cowen)

Geleneksel olarak, “cowan” öğretinin dışında, inisiye olmamış , “kabileden olmayan” gibi anlamlara gelir ve negatif amaçlı kullanılmaz, sadece inisiyatik bağın dışında kalan kimseleri tanımlamak için kullanılır. İskoç kökenli bir sözcük olduğu kabul edilir ve anlamı “herhangi bir konuda yetkinliğe ulaşmamış kimse” demektir. “Bir yapıyı formal bir eğitim almadan inşa eden kimse” anlamını da verdiğinden, masonlarca da kullanılmış metaforik bir sözcüktür.

“Coven” nedir?

Wicca’da ve cadılıkta kişilerin bir araya gelerek pratikleri uyguladığı grubun adı. Günümüzde mutlak bir otoriteye bağlı olmadan bağımsız gruplar olarak oluşum göstermektedir.

Coven, üyelerinin saygı ve sadakatle bir arada olduğu bir topluluktur. Hem psişik hem de karmik bağlar kurduğundan, bir coven’e katılmak meşakkatli ve ciddi bir iştir, genelde tüm üyelerin ortak onayıyla hareket edilir. Kişi sayısı arttığında geleneğe göre inisiyatik üst derecelerde bulunan kişilerce yeni coven oluşumları başlatılabilir, bu durumda “ana coven” e bağlı kalabilir veya ondan bağımsız bir yol çizebilirler. Bazı geleneklerde ana koven’in yüce/baş rahibesi 3 veya daha fazla kez böyle yeni bir oluşuma zemin hazırlarsa “witch-queen” olarak adlandırılır. Coven genellikle 2. ve üst derece inisiyasyona sahip “elder” (deneyimli, üst dereceye sahip kişiler ve yaşlılar) denen kişilerin önerilerileriyle kararlar alır, ki Wicca’nın geleneksel kollarının daha bütüncül ve sistemi oturmuş çalışma biçimini bu oluşturur.

“Coven” le ilgili son olarak; yazdığım bir diğer yazıdan alıntı:
“………..
“Coven” kelimesi latince “convenire” sözcüğünden türetilmiş “biraraya gelmek” anlamında kullanılan bir sözcüktür, genel bir betimleme yapmak için büyük oranda kabul görmüş bu terim kullanılır ancak gelenekten geleneğe gruplara farklı adlar verildiği de olur. İskoç geleneği ve Asatru örneğin, coven kelimesini kabul etmezler vs.

Türkçe’de bunun ilginç bir şekilde “kovan” olarak geçtiğini bir kaç yerde gördüm ve açıkçası oldukça da hoşuma gitti , Anatanrıça dininin Artemis ile birlikte en uzun süre yaşadığı yer olan bu topraklarda Artemis’e ve büyük anneye verilen en son sembol “kraliçe arı”ydı ve İzmir’in de simgesi olduğu şekliyle betimlemelerde ve Artemis heykelinin süslemelerinde de arı figürü bol bol geçmekte . Kovan tanrıçanın topraklarında bir araya gelen gruplar için eğer kullanımı kabul de görüyorsa bence anlamına tam oturan bir tabir.
………..”

Gölgeler kitabı ( Book of Shadows -BOS- nedir?)

Gölgeler Kitabı, geleneksel olarak bir coven’e ya da geleneğe ait majikal ve ritüel günlüğüne verilen isimdir. Yüce/baş Rahibe veya rahip tarafından himaye edilir ve initiate/dedicant tarafından el yazısıyla kopya edilmesine izin verilir. Belirli bir geleneğe ait olarak; o geleneğe ait kuralları, pratikleri, etiği, çeşitli konulardaki öğretici materyali, ritüel formları vs. yazılıdır. Günümüzde yalnız uygulayıcılar da tuttukları günlüğe bu adı verir ve aynı şekilde kişisel deneyimlerini ve notlarını, pratiklerini, ritüellerini yazdıkları deftere gölgeler kitabı adını verirler. Wicca’da ana gölgeler kitabı ancak el yazısıyla birebir kopya edildikten sonra inisiyenin kişisel materyalini eklemesine izin verilir. Bazen bu kişisel majikal günlüğe “grimoire” adı verilir ve “gölgeler kitabı”ndan ayrı tutulur.

İsminin çağrıştırdığı görece ilgi çekici betimlemeye rağmen, tamamen kişisel veya gruba ait bir günlük formundadır ve deneyimle pekiştirildiği için, genelde bir kişinin öğretideki olgunlaşma ve transformasyon sürecini anlatan eşsiz bir dökümandır, bu bakımdan dışardan biri -ki gerçek bir dökümanı görmesi neredeyse imkansızdır- için bir şey ifade etmez . Kişi öldüğünde onunla beraber yakılması yönünde bir inanç vardır. (ancak örneğin Gardner’ınki Doreen Valiente’ye geçmiştir.1954-1957 yılları arasında Gardner ve Valiente tarafından yeniden oluşturulmuş ve Alexandrian geleneği başlatan Alex Sanders tarafından da kullanılmıştır, günümüzde hala pek çok geleneğin kökeninde bu etkileşim mevcuttur.)

“Drawing down the moon” nedir?

“Ayı aşağı çekmek” olarak çevrilebilecek bu kavram, özellikle dolunayda yapılan esbatlarda (bkz: “esbat” ve “sabbat” nedir?) Yüce/baş rahibe tarafından gerçekleştirilen özel ritüele verilen addır ve tanrıçanın enerjisini bedenleştirerek çağırmak veya lunar çalışmalarda ayın enerjisinden faydalanmak için kullanılır. Aynı şekilde bazı geleneklerde rahibin gerçekleştirdiği “drawing down the sun”-”güneşi aşağı çekmek” formu da mevcuttur. Ayı aşağı çekmek, standart bir esbattan ve uygulamadan farklı içeriğe sahip bir çalışmadır, gerekli vizüalizasyon ve bilinç durumuna geçiş, özel jest ve gereçlerle saf iradenin odaklanmasını gerektirir.

“High priestess/priest” nedir?

Yüce/baş rahibe, Wicca’da ve bazı cadı geleneklerinde 3. derece inisiyasyona sahip mevkideki kişiye verilen ünvandır. Pagan dinlerin rahibelik makamında da bulunur. İnisiyasyon ritüeline “great rite” adı verilir. Çoğu kez matriyarkal bir yapıya sahip Wicca geleneğindeki en yüksek otoriteyi temsil eder. Ritüellerde tanrıçanın representasyonudur ve “ayı aşağı çekme” gibi özel ritüellerde tanrıçanın enerjisini çağırmaktan sorumludur.

Kült yapılaşmalarının tersine, gelenekteki diğer inisiyelerin eğitimlerinden sorumlu bir danışman görevi vardır ve oldukça zorlu bir mevkidir. Bunu herhangi bir iş bölümünde yönetici mevkide bulunan bir kimseninkiyle kıyaslayabiliriz, zira özünde kişilerarası dayanışmaya ve grup içi iletişime dayanan bir oluşumda organizatör görevini üstlenmiştir ki ezoterik tarafı da düşünüldüğünde uzun yıllar pratik gerektiren ve bunun büyük sorumluluğunu etik çerçevede yerine getirmekle yükümlü olan kişilerin alabileceği bir mevkidir. Coven içerisinde elder’ların (deneyimli, üst dereceye sahip kişiler ve yaşlılar) aldığı kararların sözcüsü durumundadır.

Yüce/baş rahip de aynı pozisyondaki erkek bir inisiyeye verilen ünvandır. Görevi yüce/baş rahibeye yardım etmek ve coven çalışmalarında ona destek vermektir, covendeki diğer erkek inisiyelerle eşit konumda bir mürşittir. Ritüellerde tanrı formunun temsilcisidir ve genellikle grup içi düzeni sağlamaktan ve standart grup işleyişinin sürdürülmesinden sorumludur.

Bu unvanlar, bazı geleneklerde 3. dereceyi almaya hak kazanmış uzun yıllar birlikte çalışan kişilere verilir, ki bu da yine pratik amaçlıdır.

“Three fold law” nedir?

Üçler kuralı olarak çevrilebilir. Wicca öğretisine özgüdür ve metafiziksel veya fiziksel bir prensipten çok herhangi bir eylemde bulunan kişiye bu eylemin sonuçlarının 3 katı olarak döneceğini bildiren etik bir kavramdır.

“Karma”yla benzer gözükse de aslında epey farklı bir kuraldır, kısaca açıklamak gerekirse, karma her eylemin -hangi sıfatla olursa olsun-kaçınılmaz bir sonucu olacağını
kabul eder, “three fold law” ise bu sonucun üç katıyla geri dönmesidir ki tamamen Wicca’ya özgü bir doktrindir ve karmadan ayrılır. Bir başka ve en önemli nokta, karma kişinin tüm yaşamları boyunca sürer; “3 fold law”, sadece içinde bulunduğumuz yaşam süresince uyulması önerilen bir kuraldır…

Karma’da enerjinin geri dönüşümü three fold law’daki gibi “3 katı” şekliyle değil, her eylemin doğası gereği bir bedeli, nihayetinde bir sonucu olacağı yönündedir.

Karma tüm yaşam süreleri boyunca devinen evrensel ve evrimsel bir doktrindir -tabii kişi eğer buna inanıyorsa-, three fold law sadece içinde bulunduğumuz bu yaşam süresini kapsar -tabii gene eğer kişi buna inanıyorsa-.(Gerçi kadim yasalar gereği kişinin inancının
dışında işleyen kurallardır ama gene de eklektik yaklaşımı izleyelim.

“Wiccan rede” nedir?

Versiyonları farklılık gösterse de, ana noktası “kimseye/hiçbirşeye zarar vermediğin sürece istediğini yap” - “An it Harm None, Do as Ye Will” olan en temel Wicca öğretisi. Rede bir wiccan’a kimseye/hiçbirşeye zarar vermemesini -ki bu kişinin kendini de kapsar- “emretmez”, sadece herhangi bir eylemin hiçbirşeye ve hiçkimseye zarar vermediği sürece kabul edilebilir olduğunu söyler ve bu kesinlikle pasifist bir söylem değildir, tersine uygulayıcıya kişisel ve etik sorumluluk yükler.

Rede bir kanun olmaktan çok bir tavsiyedir. Çoğu kez Aleister Crowley’in “law of thelema” sıyla karıştırılsa (”Do what thou wilt shall be the whole of the Law.”) ve bunun değişik bir versiyonu olduğu söylenirse de, gerçekte aralarında hiç bir ilişki yoktur ve çok farklı iki sistemin etik kurallarıdırlar.

“Esbat” ve “Sabbat” nedir?

Esbat, sekiz büyük döngüsel şenliğin dışında Wicca ve cadılıkta her dolunayda tekrarlanan ritüel içeren kutlama toplantılarıdır. Bazı gelenekler yeni ayda, ay büyürken, ay küçülürken ve ay gökyüzünde gözükmediğinde de bu toplantıları tekrarlarlar.

Sabbat, İsrail kavminin dinlenme ve tapınma zamanı olan ve Cuma günbatımından Cumartesi günbatımına kadar devam eden süreden farklı bir kavramdır. Ortaçağda engizisyon tarafından katolik kilisesinin dogmalarını kabul etmeyen herkes -bu diğer tek tanrılı dinlerin mensuplarını da kapsıyordu- sapkınlıkla suçlandığından, sabbat terimi de böyle bir yanlış ilişkilendirilmenin ürünü olarak yanlış tanımlanmıştır.

Sabbat, Doreen Valiente’ye göre (An ABC on witchcraft,1973) Dionysian ayinlerde söylenen -Dionysos’un Sabadius olan sıfatından- “sabai” veya “evoi sabai” seslenişinden türemiş bir kelimedir ve mevsimsel döngüleri inançlarının ana eksenine oturtan pagan inanışlarındaki kutlama şenliklerine verilen addır.

(Burada kişisel bir not olarak şunu eklemeliyim:

Dionysos’tan ayrı olarak, Sabazios bir Phrygia tanrısı olarak kabul edilmiştir ve yunan panteonuna sonradan Dionysos’la bağdaştırılarak girmiştir. Yunanlıların bu tanrının Phrygia anatanrıçası Matar (Kybele)’ın kültüne bağlı olarak kutlanan şenliklerini betimleyen pek çok açıklaması vardır ve kültün kendisi de oldukça tartışmalı olsa da, su götürmez şekilde Anadolu kökenlidir. Eğer Valiente’nin teorisi doğruysa, Anadolu bağlantısı ve Anadolu’nun pagan gelenek üzerindeki tartışmasız etkisi bir kez daha karşımıza çıkar. Gerçekten de, daha ayrıntılı araştırıldığında, Anadolu daima ilksel olarak bir çok öğretiye kaynaklık etmiştir ve tüm bu bahsedilen konular aslında bizlere ve yaşadığımız topraklara yabancı değil, tersine aşina olduğumuz ve aynı kökten beslendiğimiz pek çok ortak nokta bulunduğunu belirtir.

Bu şenlikler sekiz tanedir, isimleri ve tarihleri şunlardır:

* Samhain/Halloween - 31 ekim
* Yule/kış gündönümü - 21 aralık
* Imbolc/Candlemas - 2 şubat
* Ostara/ilkbahar ekinoksu (nevruz) - 21 mart
* Beltane/Mayday (bazen 30 nisan gecesi walpurgisnacht’la birlikte) - 1 mayıs
* Litha/yaz gündönümü - 21 haziran
* Lughnasadh/Lammas - 1 ağustos
* Mabon/sonbahar ekinoksu - 21 eylül

Bu tarihler astronomik olarak hesaplandığından birkaç günlük sapmalar yaşanabilir, kutlamalar ritüel amacı taşıdığından göksel saatle uyum içinde olmalıdır.

Sabbatlar genelde büyük ve küçük olmak üzere ikiye ayrılır, “lesser sabbats” ekinoks ve solstisleri -gündönümü- kapsayan ostara, mabon, litha ve yule; “greater sabbats” da dört ana kelt festivali olan imbolc, beltane, lughnasadh ve samhain’dir. Astronomik olarak güneşe odaklı olan “lesser sabbat” lar Margaret Murray’e göre Keltler hiç bir zaman tamamen güneşe odaklı bir sistem geliştirmedikleri için çok daha geç dönemde geleneğe girmiştir ki Murray bunu “solstitial invaders” dediği Roma’nın baskısından kaçan Saxon’ların ve diğer kabilelerin Keltlerle etkileşimine bağlar. Gene de, ekinokslar Britanya’da hiçbir zaman gözlenmediği için sadece solstis’leri kabul etmişlerdir diyerek savını sürdürür ki yoğun tartışmalara yol açan bir konudur. Diğer pagan geleneklerinin çoğu “lesser” ve “greater” tarzı bir ayrım yapmaz ve örneğin akdeniz kuşağındaki gelenekler için bu saçma ve gereksiz bir ayrımdır.

Bunun dışında üçüncü bir tür olarak; doğum ve ölüm, ergenliğe geçiş ve “handfasting” -yaşamı birleştirme/pagan evlilik kavramı- uygulamaları da esbat ve sabbat’lar gibi önemli yere sahiptir.

Sekiz şenlik hakkında kısaca bilgi vermek gerekirse: -ki ayrıntılı ve derin sembolizme sahiptirler-

Mabon, sonbahar ekinoksuna verilen addır ve son hasat zamanıyla birlikte ölerek yeraltına çekilen tanrının baharda yeniden dirilene kadar sonsuzluk ülkesinde geçirdiği dönemi başlatır.

Samhain, 31 ekimde kutlanır ve ölüm-yeniden doğum ve yaşamın sonsuz döngüsü gizemlerinin tecrübe edildiği bir şenliktir. Tanrıça yeraltına inerek tanrının yeniden doğumu ve ölülerin ruhlarına yeniden doğum için rehberlik eder.

Yule, yeraltına inen tanrının yeniden doğup yeryüzüne çıkmasının şenliğidir.

Imbolc, bir ışık şenliği olarak tanrıçanın yaşamı yeniden başlatan gücünün ve kışın bitişinin habercisidir.

Ostara, ilkbahar ekinoksunda kutlanır ve baharın geri gelişini, doğanın canlanışını haber verir, Tanrıça burada yaşam veren anne aspektindedir.

Beltane, en önemli ritüeli “hieros gamos” olan bir bereket şenliğidir, tanrı ve tanrıçanın ilahi birlikteliğini ve bundan doğan kozmik uyumun kutlanmasıdır.

Litha, yaz gündönümünde kutlanır ve yaratılışın eril formunun yüce şenliğidir. Gücü bugün doruk noktasına çıktıktan sonra mevsimsel döngü içinde zayıflamaya başlar.

Lammas, ilk hasat şenliğidir ve kadim yasaların, karma ve üçler kuralı gibi kavramların şenliğin ana noktasını oluşturduğu kutlamalardır.

Pentagram nedir?

Pentagram daire içindeki 5 köşeli yıldız sembolüne verilen isimdir. Majikal bir sembol olarak kullanılmasının nedeni, 4 element -toprak, hava, ateş ve su- ile bunları birleştiren ana gücü (ether/aether) betimlemesi dolayısıyladır. Bir köşesinin yukarıda kalacak şekilde çizilmesi, bu tamamlayıcı anlayışa tekabül eder. Pentacle’da; çember içindeki yıldız motifi (kozmik yumurta) insan ve evren, mikrokozmos ve makrokozmos bütünlüğünün metaforudur.

Elmayla ilişkilendirilen bir diğer pagan betimlemede, tanrıça için kutsal sayılan elma -bilgelik ağacı- ‘nın içindeki sırlardan biridir. Ceremonial çalışmalarda kullanılmasının dışında da en önemli özelliği çoğu popüler bilginin aksine pek az kişinin bildiği şekilde 5 köşeli yıldız sembolünün tıpkı güneş ve ayda olduğu gibi İştar -ki anlamı bir yerde batı diline ’star’ olarak geçer zaten- ve Venüs ile alakalı olarak Anatanrıça’yı temsil etmesidir. 4 element+quinta essentia tamamlayıcıdır ve tanrıçanın kadim yaşam veren gücüne işaret eder, simya uygulamalarında da sembolizm bu yöndedir. Anadolu’da tanrıça Kibele’nin -Matar-ideogramı küp, mührü 5 köşeli yıldızdır.

Sembol, folklorik gelenekte Anadolu’da nazar boncuğunun sahip olduğu özellik gibi koruyucu ve negatif enerjiyi uzakta tutma anlamını taşır. İbrani geleneğinde ahdi atik’in ilk beş kitabını -torah- temsil eder ve ceremonial uygulayıcılarca “Star of Solomon” olarak da tanınır.-Yanlış olarak 6 köşeli yıldızla, hexagramla karıştırılır.- Druidlerce Tanrıçanın kutsal sembolü sayılmıştır. Hristiyanlık döneminde de aynı koruma amacıyla kullanılmaya devam etmiş ve engizisyon dönemine kadar kiliselerin süslemelerinde motif olarak kullanılmıştır. Engizisyonla birlikte sembolün anlamı büyük değişime uğramıştır ancak hermetik gelenekte, rönesans ve tarot simgeciliğinde, masonlukta, simya çalışmalarında ve pek çok ezoterik topluluk tarafından da kullanılmıştır ve daha ayrıntılı bir incelemenin konusu olacak kadar kapsamlı, derin etüt edilmesi gereken bir semboldür.

Pentagramın ters kullanımı, bazı geleneklerce üst derece inisiyasyonu belirtir ve pozitif anlam taşır. Neo-platoncu düalist görüşü temsilen pagan inancın monist yaklaşımının dışında da kullanılabilir.

Pentacle, üzerine pentagram sembolü çizilmiş bir disktir ve uygulayıcılar tarafından toprak elementini ya da tanrıça ve tanrı formunu, makro ve mikrokozmos uyumunu temsilen kullanılan bir gereçtir.

Geleneksel olarak, 4 element ve elemental çalışmalardaki ritüel yapısı çeşitli şekillerde ele alınır ve kullanılacak gereçler vs. gibi konular ayrıntılı olarak işlenir. Çember oluşturma (casting a circle) sürecinin bir parçası olarak, ritüel çalışmalarında önemli birer öğedirler.
Kullanılan çeşitli gereçler de geleneğin veya uygulayıcının inisiyatif veya pragmatik kullanımına dayalı öğelerdir gene farklı bir yazıda ele alınabilirler.

Bir yıl ve bir gün neyi temsil eder? (one year and a day)

Konuyla ilgili bir diğer yazımdan alıntı:
………..
Geleneksel olarak initiate/dedicant’e “one year and a day” (Bir sene ve bir gün) ya da 13 ay 28 günlük bir süre verilmesidir, bu takvim ay döngüleriyle doğrudan bağlantılıdır ancak kullanıldığı yerler çok farklıdır ve genelde hazırlık aşaması olarak geçirilen evreyi betimlemek üzere sembolik olarak kullanılır. Günümüzde bazı Wiccan tradisyonları bu ön süreyi baz alarak bittiği tarihte inisiyasyon seremonisini gerçekleştirirler ve adaya bu süre boyunca yoğun bir hazırlık eğitimi verilir. Ancak “bir sene ve bir gün” deyimi belki de başına “en azından” eklenerek kullanılmalıdır, zira biçilmiş kesin bir tarih herkeste birbirinden farklı oluşan kişisel gelişim sürecinden çok bağımsızdır, bu süre tamamen kişisel ilerlemeye göre seneler de alabilir, çok kısa bir zaman dilimi içerisinde de gerçekleşebilir; tekrardan özellikle belirtiyorum ki böylesi bir kesin saptama semboliktir.
…..
Bir de, zamanla ilgili son olarak şunun ayırdına varmak gerek ki, tabii ki araştırma yapma, bilgi edinme ve öğrenme bir süreçtir ve zaman alır sadece bu süre kısıtlı ya da kurallara bağlı değildir. İnisiyasyon sürecini tecrübe edenler demek istediğimi daha iyi anlayacaklardır; “paganizm” deyince eğer kişisel tercih değilse bir bekleme süresi yoktur, ancak gelenek veya order deyince vardır. Bu konuda güzel bir laf söylenegelir, eclectic oluşumun Hpss’lerinin “…The Lord and Lady make you Priest or Priestess, but I make you an Initiated One” anektodunu geçmeleri anlamlıdır.

Sorulmasından bıktığımız ama cevaplamaktan bık(a)madığımız anlamsız ve geyik sorular:

Şeytana inanıyor musunuz?

Şeytan tek tanrılı dinlerin getirdiği mutlak iyi-mutlak kötü düalizminin bir ürünüdür. Pagan ve Wiccan inanç sisteminde yer almayan bir kavramdır. İnanç sistemimizde yer almayan bir kavrama da haliyle öğreti olarak yer vermeyiz.

Wicca’da kişi kendi eylemlerinden bizzat sorumludur ve “kötülük” ya da “iyilik” insana özgü olgulardır, tanrılara veya başka varlıklara ait değil; kaldı ki kimse bireyi isteği ve iradesi dışında bir eylemde bulunmaya da zorlayamaz.

Karanlık ve ölümle ilgili çeşitli gizemler de yanlış olarak gene bu düalist düzlemde tartışılmaktadır. Karanlık, sembolizm olarak biliçaltını -analitik psikolojinin tanımıyla gölgeyi, kollektif ve bireysel biliçaltını- yokluğu ve boşluğu, ilksel ve ezeli evrenin kaynağını temsil eder. Ezoterik gelenekte kişinin bununla yüzleşmesi ve tanıması, uzlaşması gerekir ve öğretilerin ileri aşamaları bunun üzerine yoğunlaşan çalışmalar içerir.

Wicca ve cadılık kült müdür?

Kült; tanımı gereği kendini kutsal/tanrısal vs. addeden ve taraftarlarınca bu niteliği aynen kabul görmüş bir lideri kayıtsız şartsız takip eden topluluklara verilen isimdir. Hem paganizmde hem de Wicca’da böyle bir liderlik kurumu olmadığı gibi felsefe olarak da daima çoğulseslilik ön plandadır.

Cadılar uçabilir mi?

Uçağa bindikleri veya yamaç paraşütü vs. yaptıkları zaman evet! Genelde bu inanç, bazı uygulamalardaki bitkisel karışımlar yüksek miktarda halisünojen madde içerdiğinden ortaya çıkmıştır ve ortaçağ folklorik abartılı hikayelerinin de bu resmin tamamlanmasındaki rolü yüksektir.

Günümüzde, astral planda yapılan çalışmalar için bu tarz tabirler metaforik anlamda kullanılır.
Beyaz ve kara maji nedir?

Sıklıkla tekrarlandığı gibi: “Maji irade doğrultusunda değişiklik yaratmanın sanatı ve bilimidir.” Dolayısıyla irade doğrultusunda odaklanan enerjinin de rengi yoktur. Sadece uygulayıcının kendisi ve niyeti görece iyi ya da kötü olabilir. Bunun dışında renk tayfındaki bütün tonları ele alabiliriz, ancak böyle bir tanım yoktur.